Tanri, on 09 February 2010 - 02:10 AM, said:
Kardeliklerin,en ufak hayat belirtisi olmayan onca gezegenin,dinazorların ıvır zıvırın yaratılmasının hikmeti nedir onu soruyorum.Bu kadar ıvır zıvırı yaratıyor ama şu dünyaya bir çeki düzen veremiyor.
Bence tanrı algınızı gözden geçirin, şakacı birine benziyor.Bu cennet,yeni hayat masalları olmasaydı tanrı umurunuzda olmazdı gibime geliyor.
bu kadar büyük ve muazzam evren içerisinde yer kaplamıyoruz bile. öldükten sonra yaşayacağız düşünceleri bence insanın arzusunu en temel güdüsünü gösteriyor.
zaten insanlığın seçtiği tanrı figürü bir babadır. ondan bir şeyler istersin o sana verir. o her şeyi bilir, her şeyi yapabilir. insanın istediği güçlerin bir tezahürüdür. keza insan bilmek ve güç sahibi olmak ister. tanrıda ise bunlar vardır çünkü tanrılar insanların ihtiyacına göre evrimleşmişlerdir.
inançların daha derin bir kısmı (islamda sufizm mesela) tanrıyla bir olma amacı taşır. bu dünyadaki benliği öldürüp tanrı olma fikri. tanrı olmak insanların ilgisini çekmiştir ve ortalamanın üstündeki zekaya sahip insanlar hep bu akımların peşinden gitmişlerdir.
genel halk ise tanrının cennetine gidip orada temel güdülerinin okşanacağını düşünür.
ben kimsenin inancını yargılama hakkına sahip değilim. ancak şahsen başlangıcı olan bilincimizin sonu olmayacağını iddia etmek, tanrının bizimle özel olarak ilgilendiğini kabul etmek, ölümün beynin fonksiyonel bir sonu olmadığını iddia etmek gibi desteksiz iddiaların arkasında gidemem. bu düşünceyi savunan arkadaşlarımızın da en sık rastladığım argümanı evrende her şeyin bir değişim olduğu bu nedenle ölümün bir son olmayacağıdır. bunu bizde inkar etmiyoruz. evrende her şey değişim halinde ancak onlar ölümle gelen bir diğer değişim aşamasının bilincimizi yok etmeyeceğini düşünüyorlar. üstelik bu dünyadaki eylemlerimize göre karşılanacağımızı düşünüyorlar
bu da yine o derin öğretilerin bir kısmının görüşleriyle paraleldir. biz bu fikir harbini yaşamış ve fikirsel olarak olgunluğa ulaşmışsak diğerlerinden farkımız olmalı diye düşünürler. tanrıyı aramak derler mesela

ancak bunların da açıklayamadıkları noktalar vardır. sırf sonsuz yaşamın/tanrıyla bir olmanın vereceği sarhoşluğu şimdiden yaşayan ve kanıksayan egoları gözlerini kapamıştır.
kendilerini çok önemli görürler. ancak kişi inançlardan ziyade bilmek eylemiyle uğraşsa görecek ki evrende bir hiç. ortaya atılan iddiaların dayanağı yok.
e tabi kolay değil aslında. 3 büyük din ve sayısız öğretiyle binlerce yıldır özel olduğuna inandırılan ve egosu şişirilen insanlığın birden gerçekleri görmesini bekleyemeyiz.
bir kısım insanda kendi öğretilerindeki yanlışlıkları ve bozuklukları düzelterek bir reforma giderler. zamanında hristiyanların yaptığı bu faaliyeti şimdi müslümanlar yapmaya çalışıyor.
ancak dikkat ediniz bu reformcuların hepsi (istisna?) o öğretinin hüküm sürdüğü topraklarda yetişmişlerdir. zira bir japonun islamda reform yapmasını bekleyemeyiz. çünkü bakacak dışarıdan çürük gözüküyor bina içeri hiç girmeyecek. ancak bizim kültürümüzle dolayısıyla islamla büyümüş bir insan zaten binanın içinde olacağı için ya bu çürük binadan kaçıyor(dinsizler) ya da binayı sağlamlaştırmaya çalışıyor.(reformcular)
reformist bakış açısı dinlerde doğup büyünen yerle alakalıdır bu yüzden.
bu da dinlerin evrimidir işte. dinler budanır, budanır ve tarih sahnesinden silinir. ancak inanırı ne kadar fazlaysa o kadar zor olacaktır bu iş.
örneğin islamın (köklü bir) reforma uğraması hristiyanlığın reforma uğramasından daha zordur. çünkü daha katıdır.
hrist. 0 ==> 1500 iken
islam 500 ==> 2000(devam ediyor)
(yaklaşık)
bu yıllardaki gelişme evrelerini incelersek insanlığın emeklerken ayağa kalktığı bir dönem olan son 500 yıldaki gelişme ivmesine rağmen islam hala değişememiştir.
umarım değişmeden yok olur.
saygılar
Bu mesaji duzenleyen Honolulu: 09 February 2010 - 03:31 AM
neyse insanların cehaletini kendilerinden başkası değiştiremez.